Türkiye’nin siyasi tarihinde derin izler bırakan 28 Şubat süreci, üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen hafızalardaki yerini koruyor.
Türkiye’nin siyasi tarihinde derin izler bırakan 28 Şubat süreci, üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen hafızalardaki yerini koruyor. Milli iradeye yönelik müdahaleler, inanç özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar ve toplumda açılan derin yaralar, bu dönemin karanlık mirası olarak hatırlanıyor.
1995 genel seçimlerinde Refah Partisi’nin birinci parti olarak çıkması ve Doğru Yol Partisi (DYP) ileRefah-Yol hükümetini kurması, bazı çevrelerde rahatsızlık yarattı. Hükümetin kurulmasıyla birlikte, medya ve belirli gruplar üzerinden sistemli bir “irtica” tartışması başlatıldı.
Bu dönemde başörtülü öğrenciler üniversite kapılarından geri çevrildi ve “ikna odaları”nda psikolojik baskılara maruz bırakıldı. Kamu kurumlarında birçok kişi fişlenerek görevlerinden uzaklaştırıldı.
4 Şubat 1997’de Sincan’da tankların geçişi, sürece müdahale sinyali olarak algılandı. Milli Güvenlik Kurulu (MGK), 28 Şubat 1997’deki toplantısında hükümete 18 maddelik bir bildiri dayattı. Bu bildiri, sivil siyasete vurulan ağır bir darbe olarak tarihe geçti.
Batı Çalışma Grubu (BÇG) kurularak yaklaşık 6 milyon kişi fişlendi. Başbakan Necmettin Erbakan istifa etmek zorunda kaldı ve Refah Partisi kapatıldı. Necmettin Erbakan başta olmak üzere birçok siyasetçiye siyaset yasağı getirildi.
Merve Kavakçı’nın milletvekilliği düşürüldü, Recep Tayyip Erdoğan bir şiir nedeniyle hapse girdi. AK Parti hükümetleri döneminde başörtüsü yasağı kaldırıldı, meslek liselerine uygulanan katsayı uygulamasına son verildi. Birçok kişinin hakları iade edildi.
28 Şubat süreci, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde önemli bir dönüm noktası olarak hatırlanmaya devam ediyor.