Oxford’dan yayımlanan rapor, yaşlılıkta karşılaşılan sağlık sorunlarının büyük ölçüde bireylerin kendi yaşam tarzı tercihlerinden kaynaklandığını öne sürdü.
Oxford Uzun Ömür Projesi tarafından hazırlanan “Daha Uzun, Daha İyi Yaşamak” raporu, yaşlılıkta görülen kronik rahatsızlıkların en az yüzde 80’inin bireysel yaşam tarzı seçimlerinden kaynaklandığını iddia etti. İngiltere’deki disiplinler arası bir heyetin yayımladığı bu çalışma, insanların kendi yaşam süreleri ve yaşlılık sağlıkları üzerindeki kontrolünün sanılandan çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu.
Araştırmacılar, yaşlılıktaki kronik rahatsızlıkların ve sağlık sorunlarının büyük çoğunluğunun bireylerin yaşam tarzı tercihlerinden kaynaklandığını ileri sürdü. Çalışmaya katkı sunan uzmanlar, bu oranı ihtiyatlı bir tahmin olarak nitelendirirken, gerçek payın yüzde 90’a yakın olabileceğini belirtti.
Raporda öne çıkan tavsiyeler arasında işlenmiş gıdalardan kaçınmak, uyku düzenine öncelik vermek ve akşam saat 18.30’dan sonra yemek yemeyi bırakmak yer aldı. Yazarlar, et tüketimini azaltmayı ve alkolün toksik bir madde olduğunu vurgulayarak hükümete alkol tüketimine karşı sigaradaki gibi sert yasal kısıtlamalar getirme çağrısında bulundu.
Raporun iddialı sonuçları, halk sağlığı ve epidemiyoloji uzmanları arasında ciddi bir tartışmayı başlattı. Harvard ve Edinburgh gibi saygın üniversitelerden bilim insanları, yüzde 80 gibi keskin bir oranın insan biyolojisini ve toplumsal gerçekleri aşırı basitleştirdiğini savundu.
Eleştiren uzmanlar, yoksulluk, çevre kirliliği, sağlıklı gıdaya erişim zorluğu ve çalışma şartları gibi bireyin kontrolü dışındaki yapısal faktörlerin göz ardı edildiğine dikkat çekti. Ekonomik düzeyi yüksek olan insanların daha sağlıklı yaşamasının tesadüf olmadığını belirten bilim insanları, bu tür yaklaşımların asıl sorumluluğu taşıyan politika yapıcıları ve şirketleri temize çıkarma riski taşıdığını ifade etti.
Rapora yönelik tüm eleştirilere ve ikizler üzerinde yapılan genetik araştırmalardan elde edilen karşı kanıtlara rağmen, çalışmanın arkasındaki isimler duruşlarını sürdürdü. Araştırmacılar, biyolojik yaşlanmada çevre ve alışkanlıkların kalıtsal genetiğe kıyasla çok daha ağır bastığını hatırlattı.
Çalışmanın savunucuları, faturayı genlere ya da dış etkenlere kesmek yerine sorumluluğu bireye vermenin insanlara kendi hayatlarını iyileştirme gücü aşıladığını vurguladı. Bu yaklaşımın, kişilere kontrol hissi ve umut sağladığı belirtildi.