Yeni yılın ilk ayı, gezegenimizin dört bir yanında aşırı hava olaylarının yıkıcı izlerini taşıdı. Avustralya’dan Şili’ye, Kuzey Amerika’dan Güneydoğu Asya’ya kadar uzanan coğrafyalarda rekor sıcaklıklar, ölümcül yangınlar, şiddetli fırtınalar ve seller, iklim krizinin acımasız yüzünü bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye de bu küresel tablodan nasibini aldı.
2026 takvimlerimize yeni bir başlangıç yapsa da, gezegenimiz için adeta bir felaketler cümbüşüyle açıldı. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) ve Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) verilerine göre, Ocak ayı, iklim değişikliğinin tetiklediği aşırı hava olaylarının global çapta ve ülkemizde nasıl bir yıkım potansiyeli taşıdığını acı bir şekilde gösterdi.
Yaz mevsimini yaşayan Güney Yarımküre, alevlerin ve rekor sıcaklıkların pençesinde kıvrandı. Avustralya, iki korkunç sıcak hava dalgasının etkisiyle adeta kor ateşe döndü. Ülkenin güneyindeki Ceduna kasabasında termometreler 26 Ocak’ta 49,5 dereceyi göstererek tarihi bir rekora imza atarken, ülkenin genelinde de 45 derecenin üzerinde sıcaklıklar sırıttı. İşin ilginç yanı, uzmanlar küresel ısınmanın bu ikinci sıcak hava dalgasının etkisini tam 1,6 derece artırdığını tespit etti.
Benzer bir tablo, yine yazın tadını çıkarması gereken Şili’de yaşandı. Biobio ve Nuble bölgelerinde patlak veren orman yangınları, on binlerce insanın evinden barkından olmasına, yüzlerce yapının kül olmasına ve can kayıplarına yol açtı. Şiddetli rüzgar ve aşırı sıcaklar, 75 farklı noktada alevleri körüklerken, yetkililer olağanüstü hal ilan etmek zorunda kaldı. Arjantin’in güneyindeki Patagonya da uzun süreli kuraklık ve sert rüzgarların etkisiyle yıkıcı yangınlara sahne oldu.
Ocak ayının son haftasında Kuzey Amerika, amansız bir kar fırtınasının kıskacına girdi. ABD ve Kanada’nın geniş kesimlerinde hayat adeta dondu. Bu beyaz örtü, sadece yolları kapatmakla kalmadı, aynı zamanda can kayıplarına, yüz binlerce hanenin elektriksiz kalmasına ve binlerce uçuşun iptal edilmesine neden olarak derin bir iz bıraktı.
Rusya’nın Kamçatka Yarımadası’nda ise doğa, beyaz bir gösteri sundu ama bu gösteri pek de masum değildi. Aralık ayındaki 3,7 metrelik rekor kar yağışının ardından, Ocak ayının ilk iki haftasında 2 metreyi aşan bir kar kalınlığı kaydedildi. Kamçatka Hidrometeoroloji Merkezi’ne göre, bu denli yoğun kar en son 1970’lerde görülmüştü. Avrupa kıtası da Atlantik’ten Akdeniz’e uzanan geniş bir hat üzerinde peş peşe gelen fırtınaların hırpalayıcı etkisini hissetti. İrlanda ve Birleşik Krallık’tan başlayıp İber Yarımadası ve tüm Akdeniz havzasını vuran bu şiddetli yağış ve fırtına, geniş çaplı sellere ve ulaşım ağlarında büyük aksaklıklara yol açtı. Ulusal meteoroloji servisleri, halkı uyarmak adına ‘hayati tehlike’ kodlu en üst düzey alarmları devreye soktu.
Asya’nın kuzey bölgeleri de Ocak ayında şiddetli yağmur ve yoğun kar yağışının yol açtığı sel ve çığ riskiyle karşı karşıya kaldı. Afganistan, Pakistan, Hindistan ve Nepal’in batısı için WMO tarafından uyarı mesajları salık verildi. Endonezya ve Yeni Zelanda’da ise aşırı hava olaylarının yıkıcı etkisi can kayıplarına neden oldu. Endonezya’da 24 Ocak’ta şiddetli yağışın tetiklediği heyelanda 50’den fazla kişi hayatını kaybetti. Yeni Zelanda’nın Kuzey Adası ise bir dizi tropikal fırtınayla sarsıldı. Bölgeye düşen rekor yağışlar, selleri ve toprak kaymalarını tetiklerken, ne yazık ki can kayıpları da yaşandı.
WMO’nun uyarı mesajı yayımladığı bir diğer kritik bölge ise Güneydoğu Afrika’ydı. Haftalar boyunca süren sağanak yağışlar nehirleri ve barajları taşırdı, sel suları yoğun nüfuslu bölgeleri yuttu. Felaketin adeta merkez üssü haline gelen Mozambik’te, Ulusal Afet Yönetim Enstitüsü verilerine göre, selden etkilenenlerin sayısı 650 bini aştı. Başkent Maputo dahil birçok şehirde yüz binlerce kişi yerinden yurdundan olurken, en az 30 bin konut yıkıldı veya ağır hasar aldı. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), tarım arazilerinin yok olması ve hayvan telefleriyle birlikte temiz suya erişimin kısıtlanması sonucu kolera ve benzeri salgın hastalık riskinin en üst düzeye ulaştığını bildirdi. Güney Afrika’nın kuzeyinde de 18 Ocak’ta “ulusal felaket” ilan edilmesine neden olan ve 30’dan fazla can kaybıyla sonuçlanan sel, iklim krizinin şiddetini bir kez daha gözler önüne serdi.
İklim bilimi alanında faaliyet gösteren World Weather Attribution araştırma ağı tarafından yayımlanan rapora göre, iklim değişikliği ve La Nina’nın birleşimiyle oluşan “kusursuz fırtına”, bölgedeki yağış yoğunluğunu sanayi öncesi döneme göre yüzde 40 artırdı. Uzmanlar, altyapıyı yerle bir eden bu felakette, bazı bölgelere sadece birkaç gün içinde bir yıllık yağışın düştüğüne dikkat çekti. Raporda, La Nina’nın yağış şiddetini yüzde 22 artırdığı, ancak insan kaynaklı iklim değişikliğinin etkisinin bu etkinin yaklaşık iki katı olduğu vurgulanarak, insanlığın doğa üzerindeki yıkıcı izi bir kez daha tescillendi.
Küresel çapta görülen bu aşırı hava olaylarının Türkiye’deki yansıması da Ocak ayında kendini gösterdi. Antalya’nın Kaş ve Manavgat ilçelerinde görülen sağanak, fırtına ve hortumlar, sadece günlük hayatı olumsuz etkilemekle kalmadı, aynı zamanda çiftçilerin geçim kaynağı olan zeytin ve badem ağaçlarını da kökünden söktü. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bu afet nedeniyle 1437 çiftçinin etkilendiğini ve 5 bin dekardan fazla tarım arazisinin zarar gördüğünü duyurdu.
Ayın son haftasında da riskler devam etti. Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Samsun çevreleri, Sinop ve Kastamonu’nun kuzeyi, Tokat’ın kuzey ve doğusu ile Ordu, Giresun ve Trabzon’un iç kesimlerinde güney yönlerden kuvvetli rüzgar ve yer yer fırtına beklendiğini bildirirken, İçişleri Bakanlığı da beklenen kuvvetli yağış ve fırtına nedeniyle 9 il için “sarı” kodlu meteorolojik uyarıda bulundu. Anlaşılan o ki, 2026’nın ilk ayı, gezegenimizin bize verdiği son uyarı mesajlarından biriydi; doğanın sabrı tükeniyor ve bizden ciddi adımlar bekliyor.