Uzman Psikolog Şehitnur Zülfikar, okulda şiddet risk işaretlerinin erken fark edilmesinin ve aile-okul iş birliğinin önemini vurguladı. Tek bir adrese sorumluluk yüklemenin çözüm getirmediğini belirtti.
Okulda şiddet olaylarında ilk refleksin genellikle suçlu aramak olduğunu belirten uzmanlar, ailenin ve okulun sorumluluğunu belirginleştiren bir dilin çözüm üretmediğini vurguluyor. Çocuğun ilk ilişki, sınır ve güven deneyimlerinin evde şekillendiğini belirten Uzman Psikolog Şehitnur Zülfikar, okulun bu temelin üzerine eklenen ikinci bir alan olduğunu ifade etti. Şiddetin yalnızca bir kuruma yıkılmasının meseleyi basitleştirdiğini ve evin belirleyici rolünü geri plana ittiğini belirtti.
TRT Çocuk’ta yer alan değerlendirmede Zülfikar, bir çocukta risk işaretlerinin ilk kim tarafından görüleceği, bu işaretleri fark eden yetişkinin nasıl hareket etmesi gerektiği ve aile, öğretmen, okul yönetimi ile çevre arasındaki güven ikliminin önemi gibi soruları yanıtladı. Erken kabul ve birlikte hareket etmenin, çocuğun yararına en güçlü koruyucu adım olduğunu vurgulayan Zülfikar, erken tanının ruhsal sorunlarda da fiziksel hastalıklar kadar hayati önem taşıdığını belirtti.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2024/56 sayılı genelgesi, okullarda şiddetin önlenmesini okul yönetimi, rehberlik servisleri, RAM’lar, ilgili kurumlar ve velileri kapsayan ortak bir sorumluluk alanı olarak tanımlıyor. Öğretmen-öğrenci, öğrenci-öğrenci, öğretmen-aile ve aile-öğrenci ilişkileri, şiddetin önlenmesinde temel eksenler olarak kabul ediliyor. Bu yaklaşım, UNESCO’nun “bütüncül okul yaklaşımı” ile de uyumlu olup, kantin görevlisinden servis şoförüne kadar çocuğun çevresindeki her yetişkinin erken uyarı sisteminin bir parçası olmasını öngörüyor.
Şehitnur Zülfikar, “iş ailede biter” ya da “okul görevini yapmadı” gibi kestirme ifadelerin sorunun karmaşıklığını açıklamakta yetersiz kaldığını ve iş birliğini zorlaştırdığını dile getirdi. Zülfikar, “Bu cümleler çoğu zaman iş birliğini de zorlaştırıyor. Çünkü bir tarafı baştan suçlayan dil, diğer tarafı savunmaya itiyor. Sonuçta herkes konuşuyor ama kimse birbirini gerçekten duymuyor,” dedi.
Zülfikar, çocuğun zorlandığını fark etmemenin ya da belli davranışları görüp göz ardı etmenin en önemli faktörlerden biri olduğunu belirtti. Okul ile aileyi birbirinden ayıran değil, birbirini tamamlayan iki alan olarak düşünmek gerektiğini söyleyen Zülfikar, erken işaretlerin bazen evde, bazen okulda, bazen de her iki alandaki davranışlar birlikte değerlendirildiğinde fark edilebildiğini anlattı.
Çocuklarda şiddet eğiliminin genellikle bir anda ortaya çıkmadığını belirten Zülfikar, ani içine kapanma, akademik başarıda belirgin düşüş, çizimlerde karanlık temalar, oyun sırasında sınırları sertçe aşma gibi sinyallerin dikkatle izlenmesi gerektiğini söyledi. Bu işaretlerin çocuğu etiketlemek yerine, değişimi zamanında fark etmeyi amaçladığını belirtti. Zülfikar, erken yaşlarda fazla agresif ve hırçın davranışların evde fark edilebildiğini ve çocuğun bir gruba girdiğinde bu davranışların akran ilişkilerinde ve öğretmen gözleminde de görünür hale gelebildiğini ekledi.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, otizm spektrumu veya özel eğitim ihtiyacı olan çocukların toptan “tehlike” olarak değerlendirilmesine karşı çıkan Zülfikar, asıl dikkat edilmesi gerekenin, duygusal dünyasını ifade etmeyen, pasif agresif biçimde içe atan ve görünmediği için ihmal edilen çocuklar olduğunu vurguladı. İhmalin ciddi bir risk oluşturduğunu ve çocuğun taşıdığı duygusal yoğunluğun aile veya yakın çevre tarafından fark edilmemesinin sorunu derinleştirdiğini belirtti.
Öğretmenlerin hareket alanının daralmasına da değinen Zülfikar, veli baskısı, asılsız şikayetler ve idari süreçler nedeniyle öğretmenlerin inisiyatif almakta zorlanabildiğini ifade etti. Okul-veli WhatsApp gruplarının da hızlı biçimde büyüyen şikayet süreçleriyle öğretmenin her adımını potansiyel bir risk haline getirebildiğini söyledi. Zülfikar, ailelerin çocuk gelişimi konusunda bilinçli olmasının değerli olduğunu ancak bunun her konuda yetkinlik anlamına gelmediğini ve öğretmenlerin okulda yalnızca ders anlatan değil, çocuğun gelişimini izleyen profesyonel rehberler olduğunu vurguladı.
Şiddetin yalnızca fiziksel olmadığını hatırlatan Zülfikar, bağırmak, tehdit etmek, aşağılamak, korkutmak, baskı kurmak veya istemediği bir şeyi zorla yaptırmanın da çocuk için yıkıcı bir etki oluşturabildiğini belirtti. Sözel ve duygusal şiddetin yanı sıra, çocuğun duygusunu görmemek, sıkıntısını ciddiye almamak ve yardım ihtiyacını ertelemek de yıkıcı sonuçlar doğurabiliyor. Zülfikar, iş birliğinin çalışabilmesi için ilk şartın ortak gözlem olduğunu ve sorunun fark edildiğinde ortak hareket edilememesinin, ilk anda fark edememekten daha büyük bir problem haline gelebildiğini sözlerine ekledi.