Suriye’nin uzun ve çetin iç savaşında devlet kontrolünden çıkan petrol ve doğal gaz sahaları, yeniden Şam yönetimine bağlanıyor. Bu gelişme, ülkenin ekonomik geleceği ve egemenliği açısından yepyeni bir sayfa açıyor.
Suriye, 2011’de başlayan ve binlerce cana mal olan, şehirleri enkaza çeviren iç savaşın derin yaralarıyla boğuşmaya devam ediyor. Bu yıkımın en acı sonuçlarından biri, ülkenin can damarı olan petrol ve doğal gaz kaynaklarının devletin elinden kayıp gitmesiydi.
Çatışmaların en yoğun yaşandığı yıllarda, merkezi yönetimin zayıflığı, ülkenin enerji zenginliklerinin adeta sahipsiz kalmasına yol açtı. Özellikle kuzey ve doğu Suriye’deki enerji havzaları, savaşın askeri boyutundan çok daha derin ve uzun vadeli ekonomik bir kırılmanın merkezine yerleşti.
Bu süreçte, terör örgütü YPG, “DEAŞ’la mücadele” bahanesini kullanarak Deyrizor ve Haseke başta olmak üzere enerji açısından kritik bölgeleri kendi denetimine aldı. Devlet kurumlarının adeta “elinin kolunun bağlı” kaldığı bu sahalar, yıllarca hem Suriye bütçesinden hem de kamu hizmetlerinden uzak tutuldu.
Elektrik krizlerinden yakıt kıtlığına kadar pek çok sorunun temelinde, bu hayati kaynakların merkezi yönetimden kopması yatıyordu.
Ancak rüzgarlar yön değiştiriyor. Son dönemde Suriye ordusunun sahada elde ettiği ilerlemelerle birlikte, petrol ve doğal gaz sahalarının önemli bir kısmı yeniden hükümet güçlerinin kontrolüne geçti. Özellikle Fırat’ın doğusundaki enerji havzalarının tekrar Şam’a bağlandığı haberleri, bu gelişmenin hem askeri hem de ekonomik egemenliği yeniden tesis etme çabasının en net göstergesi.
İç savaşın ilerleyen evrelerinde terör örgütü YPG, Deyrizor, Haseke ve çevresindeki petrol ve doğal gaz sahalarında fiili bir “ekonomik düzen” kurdu. Bu kontrol, sadece güvenlik gerekçeleriyle sınırlı kalmadı; bu sahalar, örgütün bölgedeki varlığının ve operasyonlarının temel finansal dayanağı haline geldi.
Suriye Petrol Kurumu’nun aktardığına göre, bu dönemde enerji sahaları, merkezi bir üretim planlaması olmaksızın, adeta “başına buyruk” işletildi. Üretilen petrol ve doğal gazın devlet bütçesine veya kamu hizmetlerine aktarılmaması, elektrik üretimi, yakıt dağıtımı ve altyapı yatırımları açısından devasa boşluklar yarattı. Bu durum, sivil halkın yaşamını doğrudan ve olumsuz etkiledi.
Özellikle el-Ömer ve Tenek gibi ülkenin büyük sahalarında üretimin ciddi biçimde düşmesi, plansız ve tahrip edici işletme yöntemlerinin uzun vadeli ekonomik sonuçlarını gözler önüne serdi. Uzmanlar, bu yöntemlerin sadece günlük üretimi azaltmakla kalmayıp, kuyuların verimliliğini de kalıcı biçimde zedelediği konusunda uyarıyor.
Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın da belirttiği gibi, enerji kaynaklarının devlet denetimi dışında kalması, Suriye halkına yıllarca süren ağır bir ekonomik fatura çıkardı. Şam yönetimi, bu dönemi adeta ekonomik egemenliğin askıya alındığı, karanlık bir tablo olarak tanımlıyor.
Uluslararası enerji verilerine göre Suriye, iç savaş öncesinde günde yaklaşık 380-400 bin varil petrol ve yılda 8-9 milyar metreküp doğal gaz üretebiliyordu. Bu devasa kapasite, ülkenin elektrik santrallerini besliyor, sanayi, ulaştırma ve konutların enerji ihtiyacını karşılıyordu.
Ancak savaşın yayılmasıyla bu kapasite hızla eridi. Enerji sahalarının çatışma alanlarına dönüşmesi, altyapının yerle bir olması ve fiili yapılar tarafından kontrol edilmesi, üretimi keskin bir düşüşe geçirdi.
Güncel verilere baktığımızda, Suriye’nin petrol üretimi bugün 100 bin varil/gün seviyesinin altına gerilemiş durumda. Doğal gaz üretimi de savaş öncesi düzeylerin oldukça gerisinde seyrediyor. Haritalar, üretimdeki en büyük düşüşün, uzun süre devlet kontrolü dışında kalan sahalarda yaşandığını net bir şekilde gösteriyor. Bu durum, enerji meselesinin neden sadece teknik bir sorun değil, doğrudan devletin kapasitesi ve egemenliğiyle ilgili bir konu olduğunu ortaya koyuyor.
Suriye yönetimi, enerji sahalarının geri alınmasını hızlı bir gelir artışı vaadiyle sunmuyor. Şam’ın önceliği, bu sahalarda güvenliğin kalıcı biçimde sağlanması ve üretimin istikrarlı bir zemine oturtulması.
Suriye Petrol Kurumu’na göre, önümüzdeki ilk aşama, kuyuların onarılması, boru hatlarının yenilenmesi ve hasar gören tesislerin yeniden işler hâle getirilmesi olacak. Üretimdeki artış, bu teknik ve zahmetli sürecin ardından gündeme gelecek.
Ahmed Şara, petrol ve doğal gazın asla bir siyasi pazarlık konusu olmadığını, aksine devlet egemenliğinin temel unsurlarından biri olduğunu vurguluyor. Enerji sahalarının yeniden merkezi yönetime bağlanması, Şam’a göre ülkenin yeniden inşa sürecinin vazgeçilmez ve kritik adımlarından biri.
Mevcut üretim kapasitesi, Suriye’nin tüm enerji ihtiyacını karşılamaktan henüz çok uzak. Ancak uzman değerlendirmelerine göre, bu kaynaklar özellikle elektrik üretimi ve temel kamu hizmetleri açısından hayati bir denge sağlayabilir.
Doğal gazın elektrik santrallerine yönlendirilmesi, büyük şehirlerdeki uzun süreli kesintilerin azalması açısından büyük önem taşıyor. Petrol üretimi ise ithalata olan bağımlılığı kısmen azaltarak, devlet bütçesi üzerindeki baskıyı bir nebze olsun hafifletebilir.
Uluslararası enerji raporları, sahaların sağlıklı biçimde işletilmesi halinde Suriye’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık üçte birine kadarını yerli kaynaklarla karşılayabileceğine işaret ediyor. Şam yönetimi bu tabloyu bir “mucize” değil, zorlu süreçte kendilerine zaman kazandıran bir geçiş imkânı olarak görüyor.